Banner Maker

 

T.C.

BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI

DIŞ TİCARET UZMAN YARDIMCILIĞI YARIŞMA SINAVI

(ANKARA, 28 MAYIS 2005)

AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)

Policy coherence: Vital for global development

Trade and investment, coupled with transfers of knowledge and technology and an appropriate institutional framework, have been major engines of global economic growth in developed and developing countries over the past 50 years. From the mid-1980s, the pace of global economic integration and growth accelerated significantly. Sustaining global economic growth and achieving a better sharing of its benefits will further the interests of all countries, developing and developed alike. Recognising this, the international community has committed itself to specific Millennium Development Goals and to ways of achieving them.

To meet these goals, and in particular to create a global partnership based on mutual accountability between the developed and developing worlds, OECD countries have renewed their resolve to achieve policy coherence for development. This entails ensuring that each OECD country pursues policies that support, and do not undermine, specific efforts it is making to help and sustain the development process. There is little point, for example, in providing development aid to improve a country's ability to engage in trade if the donor countries then maintain trade barriers that keep the developing country's goods out Greater development coherence in OECD governments' policy stances will allow the benefits of globalisation to be more equitably distributed and shared. Building political agreement among stakeholders with diverse interests is the key to progress in this respect.

The OECD, together with other international organisations, can deliver the analytical underpinning that its members need to take informed policy decisions, provide a forum for dialogue on key policy issues, and monitor performance under agreed international commitments. These include the Doha Development Agenda for trade (November 2001), the Monterrey Consensus on development financing (March 2002) and the World Summit on Sustainable Development (August 2002). To address policy coherence issues from a whole-of-government perspective, the annual OECD ministerial meeting in 2002 called on the OECD to "enhance understanding of the development dimensions of member country policies and their impacts on developing countries.

AŞAĞIDAKİ METNİ İNGİLİZCE'YE ÇEVİRİNİZ.

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)

İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda savaş sırasında önemli Ölçüde aksayan uluslararası para, ticaret ve finansman mekanizmaların yeniden belirleyen kurallar ortaya konmuştu. Yeni uluslararası ticaret düzenlemesi geniş ölçüde serbest ticaret doktrinine dayanıyor ve dünya ticaretini kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılmasını amaçlıyordu. Ancak takip eden yıllarda uluslararası serbest ticaretin yapısal farklılıklar gösteren gelişmiş ülkeler ile azgelişmiş ülkeleri aynı yönde etkilemediği ve gelişmiş ülkelere önemli yararlar sağlarken, azgelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarını köstekleyen bir nitelik kazandığı görüldü. 1950'lerin sonuna doğru Latin Amerikalı iktisatçılar tarafından savunulmaya başlanan bu görüş giderek güç kazandı ve birçok azgelişmiş ülke tarafından benimsendi. Ünlü Arjantinli iktisatçı R. Prebisch'in girişimi ile 1964 ilkbaharında Cenevre'de Birleşmiş Milletlerin gözetim ve denetiminde iktisadi kalkınma sürecinde uluslararası ticaretin doğurduğu sorunları tartışacak bir konferans toplanmasına karar verildi. 'Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı7 olarak anılan bu konferans kısaltılmış adıyla UNCTAD örgütünün doğumuna yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1964'de konferansının sürekli bir örgüt haline getirilip Birleşmiş Milletler örgütü içinde çalışmasını kabul etti. Dolayısıyla ilk UNCTAD toplantısının en önemli başarısı kısa sürede kendisini sürekli bir örgüt olarak benimsetmesi oldu.

UNCTAD amacını azgelişmiş ülkelerin kalkınmasını hızlandırmaya yönelik ve tüm ülkeler tarafından benimsenebilecek bir dizi ekonomi politikası geliştirmek olarak tanımlıyor. Bu geniş çerçeve, gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerde uygulanan ve dış ticaret, dış ödemeler ve iktisadi kalkınmada etkili olabilecek tüm ekonomi politikası tedbirlerini kapsıyor. Örgütün içinde bu amaca yönelik güçlü bir azgelişmiş ülkeler grubu oluşmuştur. UNCTAD'ın kurucusu sayılan Prebisch 1964'de azgelişmiş ülkeleri uluslararası ticaret sorunları karşısında ortak bir davranış almaya ikna ederek 771er grubu olarak bilinen azgelişmiş ülkeler grubunun oluşumunu sağlamıştı. Gerçekten kalkınmaya ilişkin önemli sorunların tartışıldığı UNCTAD toplantılarının en önemli eksiği alınan kararların bağlayıcı niteliğinin olmamasıdır. Dolayısıyla üye ülkelerin çok sayıda temsilciyle katıldığı, haftalarca süren konferanslar çoğu kez gündemindeki maddelerin eni konu tartışılmasıyla yetinmek zorunda kalmaktadır.

İNGİLİZCE KOMPOZİSYON SORUSU

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)

What kinds of measures and policy tools should Turkey develop to achieve a sustainable export performance in ever increasing global competition?

AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)

La coherence des politigues: un imoeratif oour İe developpement mondial

Au cours des cinquante dernieres annees, les echanges et l'investissement, allies aux transferts de connaissances et de technologie et â la mise en place d'un cadre institutionnel adapte, ont ete les principaux moteurs de la croissance economique mondiale dans les pays developpes aussi bien qu'en developpement Depuis İe milieu des annees 1980, İe rythme de l'integration economique et de la croissance dans İe monde s'est considerablement accelere. La poursuite de la croissance et une meilleure repartition de ses fruits ne peuvent que servir les interets de tous les pays, deveioppes comme en developpement. C'est en vertu de ce constat que la communaute internationale a approuve les Objectifs du millenaire pour İe developpement et s'est engagee â les mettre en oeuvre.

Pour ce faire, et en particulier pour instaurer un partenariat mondial fonde sur !a responsabilite mutuelle entre les mondes developpe et en developpement, les pays de I'OCDE ont reaffirme leur volonte d'assurer la coherence des politiques au service du developpe-ment. Cela implique que chacun d'entre eux mene des po!itiques qui confortent (et ne sapent pas) les efforts qu'i! deploie par ailleurs pour soutenir İe developpement. II ne sert â rien en effet que les pays donneurs consentent une aide au developpement pour ameiiorer les capacîtes d'un pays dans İe domaine des echanges s'ils maintiennent par ailleurs des obstacles commerciaux qui excluent du marche les produits en provenance des pays en developpement. Par une plus grande coherence de l'orientatton de leurs politiques au service du developpement, les gouvernements des pays de I'OCDE permettront une repartition et un partage plus equitables des avantages de la mondialisation. Or, pour avancer sur cette voie, il est imperatif de susciter un consensus politique entre differentes parties prenantes aux interets divergents.

L'OCDE, avec d'autres organisations internationales, peut apporter İe substrat analytique dont ses membres ont besoin pour prendre des decisions eclairees, offrir un espace de dialogue sur les grandes questions interessant l'action des pouvoirs publics, et suivre les progres realises au regard d'engagements souscrits â l'echelon international, dans İe cadre notamment du Pro-gramme de Doha pour İe developpement concernant les echanges (novembre 2001), du Consensus de Monterrey sur !e financement du developpement (mars 2002) et du Sommet mondial sur İe developpement durab/e (août 2002). Pour traiter ces questions de coherence des politiques dans la perspective de Pensemble du gouvernement, â sa reunion de 2002 au niveau des Ministres İe Conseil de İ'OCDE a invite l'Organisation â « mleux mettre en evldence la dlmenslon developpement des politigues des pays membres et leurs retombees pour les pays en developpement.

AŞAĞIDAKİ METNİ FRANSIZCA'YA ÇEVİRİNİZ.

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)

İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda savaş sırasında önemli Ölçüde aksayan uluslararası para, ticaret ve finansman mekanizmaların yeniden belirleyen kurallar ortaya konmuştu. Yeni uluslararası ticaret düzenlemesi geniş ölçüde serbest ticaret doktrinine dayanıyor ve dünya ticaretini kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılmasını amaçlıyordu. Ancak takip eden yıllarda uluslararası serbest ticaretin yapısal farklılıklar gösteren gelişmiş ülkeler ile azgelişmiş ülkeleri aynı yönde etkilemediği ve gelişmiş ülkelere önemli yararlar sağlarken, azgelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarını köstekleyen bir nitelik kazandığı görüldü. 1950'lerin sonuna doğru Latin Amerikalı iktisatçılar tarafından savunulmaya başlanan bu görüş giderek güç kazandı ve birçok azgelişmiş ülke tarafından benimsendi. Ünlü Arjantinli iktisatçı R. Prebisch'in girişimi ile 1964 ilkbaharında Cenevre'de Birleşmiş Milletlerin gözetim ve denetiminde iktisadi kalkınma sürecinde uluslararası ticaretin doğurduğu sorunları tartışacak bir konferans toplanmasına karar verildi. 'Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı' olarak anılan bu konferans kısaltılmış adıyla UNCTAD örgütünün doğumuna yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1964'de konferansının sürekli bir örgüt haline getirilip Birleşmiş Milletler örgütü içinde çalışmasını kabul etti. Dolayısıyla ilk UNCTAD toplantısının en önemli başarısı kısa sürede kendisini sürekli bir örgüt olarak benimsetmesi oldu.

UNCTAD amacını azgelişmiş ülkelerin kalkınmasını hızlandırmaya yönelik ve tüm ülkeler tarafından benimsenebilecek bir dizi ekonomi politikası geliştirmek olarak tanımlıyor. Bu geniş çerçeve, gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerde uygulanan ve dış ticaret, dış ödemeler ve iktisadi kalkınmada etkili olabilecek tüm ekonomi politikası tedbirlerini kapsıyor. Örgütün içinde bu amaca yönelik güçlü bir azgelişmiş ülkeler grubu oluşmuştur. UNCTAD'ın kurucusu sayılan Prebisch 1964'de azgelişmiş ülkeleri uluslararası ticaret sorunları karşısında ortak bir davranış almaya ikna ederek 77'ler grubu olarak bilinen azgelişmiş ülkeler grubunun oluşumunu sağlamıştı. Gerçekten kalkınmaya ilişkin önemli sorunların tartışıldığı UNCTAD toplantılarının en önemli eksiği alınan kararların bağlayıcı niteliğinin olmamasıdır. Dolayısıyla üye ülkelerin çok sayıda temsilciyle katıldığı, haftalarca süren konferanslar çoğu kez gündemindeki maddelerin eni konu tartışılmasıyla yetinmek zorunda kalmaktadır.

FRANSIZCA KOMPOZİSYON SORUSU

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)

Quelles strategies et mesures de politique commerciale doit developper la Turquie afin de realiser une performance soutenable d'exportation face â la concurrence mondiale croissante?

AŞAĞIDAKİ METNİ TÜRKÇE'YE ÇEVİRİNİZ.

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)

Mehr Transparenz in der Welthandelsordnung

Ein vvichtiges Ziel von GATT und WTO besteht darin, zu einem transparenten VVelthandelssystem beizutragen. Auslandische Mârkte sollen zu berechenbaren Bedingungen und möglichst frei von Diskriminierungen bearbeitet werden können. Meistbegünstigung, Zollbindung, Verbot mengenmassiger Beschrânkungen sovvie die beiden Sonderabkommen zu nichttarifaren Handelshemmnissen - das Abkommen über Technische Handelshemmnisse sovvie jenes über Sanitâre und Phytosanitare Massnahmen - sind Beleğe für die grosse Bedeutung, die Transparenz und Gleichbehandlung zugemessen vverden.

in den letzten Jahren sind jedoch Bevvegungen zu beobachten, die von diesem Ziel wegführen. VVir laufen Gefahr, ein unübersichtliches System höchst unterschiedlicher Marktzutrittsbedingungen zu schaffen, das Informationskosten erhöht, Unsicherheiten begründet und letztlich die Marktsegmentierung trotz grosser Fortschritte beim Zollabbau zementiert.

Prâferenzabkommen nach Cancün

Es wird immer deutlicher, dass die Doha-Runde die in sie gesetzten Ervvartungen nicht einlösen wird. Die Ministerkonferenz von Cancün hat bestatigt, dass die Beteiligten nicht bereit sind, auf die Anliegen der jevveils anderen Parteien ernsthaft einzugehen. Ein Durchbruch auf multilateraler Ebene wird nicht zuletzt auf dem Hintergrund der anstehenden Prâsidentschaftswahlen in den USA, den Herausforderungen der EU-Erweiterung sovvie der mangelnden Kompromissbereitschaft vvichtiger Entvvicklungslander immer unvvahrscheinlicher.

Demgegenüber haben Prâferenzabkommen derzeit Hochkonjunktur: Die USA hatbe schon vor Cancün mit ihrem Konzept der "kompetitiven Liberalisierung" neben der muitilateralen Schiene auf den bilateralen VVeg gesetzt. Angesichts ausbleibender Fortschritte in der WTO ist der politische Druck zu bilateralen Abschlüssen gross. Die EU ihrerseits verfügt bereits über ein dichtes Netz von Freihandelsvertrâgen und plant, die Prâferenzabkommen mit den AKP-Staaten (77 Entvvicklungslander aus Afrika, der Karibik und dem Pazifik) zu Freihandelsvertrâgen auszubauen. Auch in Asien vverden Plane für vveitergehende regionale Abkommen geschmiedet. Die meisten Kommentatoren gehen davon aus, dass die Verhandlungsdynamik der nachsten Jahre vom Bilateralismus gepragt sein vvird.

Man mag auf diesem VVeg vveitergehende Liberalisierungsschritte erreichen als in der WTO multilateral mögiich vvaren. Die Kösten sind aber erheblich: Je nach Zugehörigkeit zu den einzelnen Abkommen gelten unterschiedliche Marktzutrittsbedingungen. Die für die Prâferenzbehandlung erfordertichen Ursprungsnachvveise unterscheîden sich je nach Prâferenzbfock. Die administrativen Kösten für Unternehmen, die eine grosse Zahl von Mârkten bedienen, steigen. Die Segmentierung vvird noch verstarkt, vvenn zvvischen den Prâferenzraumen unterschiedliche technische Vorschriften und Anerkennungssysteme gelten.

AŞAĞIDAKİ METNİ ALMANCA'YA ÇEVİRİNİZ.

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 20/100 puandır.)

İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda savaş sırasında önemli ölçüde aksayan uluslararası para, ticaret ve finansman mekanizmaların yeniden belirleyen kurallar ortaya konmuştu. Yeni uluslararası ticaret düzenlemesi geniş ölçüde serbest ticaret doktrinine dayanıyor ve dünya ticaretini kısıtlayan engellerin ortadan kaldırılmasını amaçlıyordu. Ancak takip eden yıllarda uluslararası serbest ticaretin yapısal farklılıklar gösteren gelişmiş ülkeler ile azgelişmiş ülkeleri aynı yönde etkilemediği ve gelişmiş ülkelere önemli yararlar sağlarken, azgelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarını köstekleyen bir nitelik kazandığı görüldü. 1950'lerin sonuna doğru Latin Amerikalı iktisatçılar tarafından savunulmaya başlanan bu görüş giderek güç kazandı ve birçok azgelişmiş ülke tarafından benimsendi. Ünlü Arjantinli iktisatçı R. Prebisch'in girişimi ile 1964 ilkbaharında Cenevre'de Birleşmiş Milletlerin gözetim ve denetiminde iktisadi kalkınma sürecinde uluslararası ticaretin doğurduğu sorunları tartışacak bir konferans toplanmasına karar verildi. 'Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı' olarak anılan bu konferans kısaltılmış adıyla UNCTAD örgütünün doğumuna yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Aralık 1964'de konferansının sürekli bir örgüt haline getirilip Birleşmiş Milletler örgütü içinde çalışmasını kabul etti. Dolayısıyla ilk UNCTAD toplantısının en önemli başarısı kısa sürede kendisini sürekli bir örgüt olarak benimsetmesi oldu.

UNCTAD amacını azgelişmiş ülkelerin kalkınmasını hızlandırmaya yönelik ve tüm ülkeler tarafından benimsenebilecek bir dizi ekonomi politikası geliştirmek olarak tanımlıyor. Bu geniş çerçeve, gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerde uygulanan ve dış ticaret, dış ödemeler ve iktisadi kalkınmada etkili olabilecek tüm ekonomi politikası tedbirlerini kapsıyor. Örgütün içinde bu amaca yönelik güçlü bir azgelişmiş ülkeler grubu oluşmuştur. UNCTAD'ın kurucusu sayılan Prebisch 1964'de azgelişmiş ülkeleri uluslararası ticaret sorunları karşısında ortak bir davranış almaya ikna ederek 77'ler grubu olarak bilinen azgelişmiş ülkeler grubunun oluşumunu sağlamıştı. Gerçekten kalkınmaya ilişkin önemli sorunların tartışıldığı UNCTAD toplantılarının en önemli eksiği alınan kararların bağlayıcı niteliğinin olmamasıdır. Dolayısıyla üye ülkelerin çok sayıda temsilciyle katıldığı, haftalarca süren konferanslar çoğu kez gündemindeki maddelerin eni konu tartışılmasıyla yetinmek zorunda kalmaktadır.

ALMANCA KOMPOZİSYON SORUSU

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)

Welche MaBnahmen und Politikinstrumente soil die Türkei entwickeln, um in dem standig steigenden globalen Wettbewerb eine nachhaitige Ausfuhrleistung zu erzielen ?

TÜRKÇE KOMPOZİSYON SORUSU

(Bu bölümün yazılı sınav içerisindeki ağırlığı 30/100 puandır.)

DTÖ Doha Kalkınma Raundu ile başlatılan ticaretin serbestleştirilmesi müzakerelerinin gelişme yolundaki ülke ekonomileri üzerinde yaratacağı muhtemel etkiler hakkında bir kompozisyon yazınız.

Geridönüş(0)

Bu yazı için geridönüş linki

Yorumlar (0)

Bu yorumun beslemesine abone olun

Yorumları göster/gizle

Yorum yaz

daha küçük | daha büyük

busy

Kamu Kurumları Sınav Soruları - Dış Ticaret Müsteşarlığı Sınav Soruları